Merhabalar sevgili okurlarım (çok havalı oldu waaoooww). Bu defa uzuun uzun aralar vermeden geldim. Sizlere bir önceki yazımda özel okulda öğretmen olmakla ilgili bir yazı yazacağımı söylemiştim. Hatta daha da abartıp bir yazı dizisi oluşturacağımı belirteyim tam olsun, hadi bakalım!
Evet, en son nerede kalmıştık? 2 yıl ücretli öğretmenlik yaptıktan sonra bir özel okulda çalışmaya başladığımı söylemiştim. Peki bu süreç nasıl gelişti, neler oldu biraz bunlardan bahsedeyim. Öncelikle şunu belirtmeliyim ki bu yazı çok doğru bir zamana denk geldi. Dönemin sonuna geldiğimiz şu haftada artık bir yılın değerlendirmesini tam anlamıyla yapabileceğimi düşünüyorum.
Nereden başlasam, nasıl anlatsam? Sizlere, yani umutsuzlara umut ışığı olacağımdan bahsetmiştim değil mi? Mesela nasıl iş buldum önce onu anlatayım. Aslında iş bulmak deyince garip geliyor. Çünkü öğretmen olmak, her gün okula gitmek iş gibi değil sanki. Ben hiçbir zaman işe gidiyorum demiyorum mesela. Çünkü orası okul ve 25 yaşında okula dönmeye karar veren biri olarak anladım ki ben okuldan hiçbir zaman kurtulamayacağım. Bunu da 30'unda yüksek lisansa başlamak isimli bir yazıyla başka bir gün anlatayım en iyisi.
Neyse asıl konumuza dönersek, bir gün beni aradılar ve görüşmeye çağırdılar. Henüz ücretli öğretmenliğe devam ediyorum ve birinci dönemin sonuna geldik. Bilenler bilir, ücretli öğretmenlikte bir gün sonranızın bile garantisi yoktur. Bir kadrolu öğretmen gelir ve işinize o gün anında son verilir. Hal böyle olunca hep bir tedirgin olur ücretli öğretmen dediğin. Boynu bükük, çilekeş hatta zavallı. Tabi böyle bir durumdayken özel kolejden aranınca havalara uçtum ama görüşmeye gidince yere çakılmam çok uzun sürmedi. Bir kere şunu söylemeliyim ki ücretli öğretmenlik özel koleje göre beş yüz bin kat daha rahat. Çalışma koşullara, tatil günleri... Her anlamda çok daha avanajlı diyebilirim. Görüşmeye gittiğimde çalışma koşulları son derece ağır ve bu şartlar karşısında teklif edilen ücret de çok yetersiz gelmişti. Diğer taraftan yerime kadrolu öğretmen gelirse ikinci dönem ücretli öğretmenlik de garanti değildi. Yine de rahatımı tercih ettim ve teklifi kabul etmedim. Neyseki ikinci dönem kadrolu bir öğretmen de gelmedi ve çalıştığım okulda ikinci dönemi de ücretli öğretmen olarak tamamladım.
Artık dönem bitiyordu ve seneye ne yapacağım düşüncesi sarmıştı. Sonsuza kadar ücretli öğretmenlik yapamazdım neticede. Yeniden başvurulara başlamıştım ki o görüştüğüm kolejden tekrar arandım. Bu defa artık işsiz olmanın verdiği o ezik psikolojiyle tüm şartları kabuk etmiştim. Şartlara gelecek olursak maaş asgari ücretten hallice ki ikinci dönem asgari ücrete zam gelince maaşım asgari ücretin altında kaldı. Düşünsenize öğretmen olmuşsunuz ama asgari ücretin altında maaş alıyorsunuz. Nereden bakarsanız bakın acınası. Çalışma saatlerine hiç değinmiyorum onu bir sonraki yazımda detaylı anlatayım da birlikte ağlayalım.
Bugün kısa keseceğim. Malum sene sonu, yazılı notları, zümre toplantı tutanağı... Bir sonraki yazımda size çalışma saatlerimden ve çok sevdiğim (!) meslektaşlarımdan bahsedeceğim. Yani dedikodu is coming...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Fikirleriniz benim için önemli :) buradan düşüncelerinizi dile getirebilirsiniz, sevgiler