10 Haziran 2019 Pazartesi

Özel Okulda Öğretmen Olmak

Merhabalar sevgili okurlarım (çok havalı oldu waaoooww). Bu defa uzuun uzun aralar vermeden geldim. Sizlere bir önceki yazımda özel okulda öğretmen olmakla ilgili bir yazı yazacağımı söylemiştim. Hatta daha da abartıp bir yazı dizisi oluşturacağımı belirteyim tam olsun, hadi bakalım!

Evet, en son nerede kalmıştık? 2 yıl ücretli öğretmenlik yaptıktan sonra bir özel okulda çalışmaya başladığımı söylemiştim. Peki bu süreç nasıl gelişti, neler oldu biraz bunlardan bahsedeyim. Öncelikle şunu belirtmeliyim ki bu yazı çok doğru bir zamana denk geldi. Dönemin sonuna geldiğimiz şu haftada artık bir yılın değerlendirmesini tam anlamıyla yapabileceğimi düşünüyorum.

Nereden başlasam, nasıl anlatsam? Sizlere, yani umutsuzlara umut ışığı olacağımdan bahsetmiştim değil mi? Mesela nasıl iş buldum önce onu anlatayım. Aslında iş bulmak deyince garip geliyor. Çünkü öğretmen olmak, her gün okula gitmek iş gibi değil sanki.  Ben hiçbir zaman işe gidiyorum demiyorum mesela. Çünkü orası okul ve 25 yaşında okula dönmeye karar veren biri olarak anladım ki ben okuldan hiçbir zaman kurtulamayacağım. Bunu da 30'unda yüksek lisansa başlamak isimli bir yazıyla başka bir gün anlatayım en iyisi.

Neyse asıl konumuza dönersek, bir gün beni aradılar ve görüşmeye çağırdılar. Henüz ücretli öğretmenliğe devam ediyorum ve birinci dönemin sonuna geldik. Bilenler bilir, ücretli öğretmenlikte bir gün sonranızın bile garantisi yoktur. Bir kadrolu öğretmen gelir ve işinize o gün anında son verilir. Hal böyle olunca hep bir tedirgin olur ücretli öğretmen dediğin. Boynu bükük, çilekeş hatta zavallı. Tabi böyle bir durumdayken özel kolejden aranınca havalara uçtum ama görüşmeye gidince yere çakılmam çok uzun sürmedi. Bir kere şunu söylemeliyim ki ücretli öğretmenlik özel koleje göre beş yüz bin kat daha rahat. Çalışma koşullara, tatil günleri... Her anlamda çok daha avanajlı diyebilirim. Görüşmeye gittiğimde çalışma koşulları son derece ağır ve bu şartlar karşısında teklif edilen ücret de çok yetersiz gelmişti. Diğer taraftan yerime kadrolu öğretmen gelirse ikinci dönem ücretli öğretmenlik de garanti değildi. Yine de rahatımı tercih ettim ve teklifi kabul etmedim. Neyseki ikinci dönem kadrolu bir öğretmen de gelmedi ve çalıştığım okulda ikinci dönemi de ücretli öğretmen olarak tamamladım.

Artık dönem bitiyordu ve seneye ne yapacağım düşüncesi sarmıştı. Sonsuza kadar ücretli öğretmenlik yapamazdım neticede. Yeniden başvurulara başlamıştım ki o görüştüğüm kolejden tekrar arandım. Bu defa artık işsiz olmanın verdiği o ezik psikolojiyle tüm şartları kabuk etmiştim. Şartlara gelecek olursak maaş asgari ücretten hallice ki ikinci dönem asgari ücrete zam gelince maaşım asgari ücretin altında kaldı. Düşünsenize öğretmen olmuşsunuz ama asgari ücretin altında maaş alıyorsunuz. Nereden bakarsanız bakın acınası. Çalışma saatlerine hiç değinmiyorum onu bir sonraki yazımda detaylı anlatayım da birlikte ağlayalım.

Bugün kısa keseceğim. Malum sene sonu, yazılı notları, zümre toplantı tutanağı... Bir sonraki yazımda size çalışma saatlerimden ve çok sevdiğim (!) meslektaşlarımdan bahsedeceğim. Yani dedikodu is coming...

4 Mart 2019 Pazartesi

Yine, Yeni, Yeniden

Uzunca bir süredir burayı çok ihmal etmişim. Bu durumdan haberim yokmuş gibi davranıyorum, neden? Çünkü son zamanlarda haberim yokmuş gibi davranmalar çok moda. Moda demişken alışveriş hastalığı ve akabinde borç batağı gibi başlıklarla yeniden karşınızda olacağımı bildirmek isterim.

Evet ne diyorduk? Haberim yokmuş gibi... Aslında haberim vardı da nereden başlayıp nasıl anlatsam diye düşünürken erteledim durdum. Peki bu süreçte neler yaptım, neler değişti? (Bize ne bundan diyenlere şimdiden teessüf ederim).

En son buraya instagramdan alışveriş yapmakla ilgili yazılar yazmıştım. Bu süreç epey uzun sürdü diyebilirim. Özellikle okulum bittikten sonraki işsizlik sürecimde instagramda güzel işler yaptım. Akmasa da damlar derler ya işte öyle. Toptan ürün alıp satan kişilerin ürünlerini paylaşarak komisyonlu satış yaptığım bir süreçti ki o dönemde bu işten aylık 500₺ gibi rakamlar elde ettim. İşsiz biri için küçümsenmeyecek bir rakamdır bu, bilen bilir. En azından kredi kartımın asgari borcunu ödeyebiliyordum mesela... (bu konuda pek değişen bir şey yok hala asgari ödeniyor).

Okul bittikten sonra neler oldu peki? Güzel şeyler oldu diyebilirim. 2 yıl boyunca ücretli öğretmenlik yaptım. 3 farklı okulda çalıştım, bir sürü öğrencim oldu. Yeni bir sayfa diyebiliriz buna. Yeni dostlukları da beraberinde getirdi bu yeni sayfa. Hepsini anlatacağım ama hala kafamda bir sıralama yapamıyorum. Hepsini bir çırpıda anlatayım diyorum mesela. Aslında geriye dönüp baktığımda ibretlik bir hayatım varmış meğer. İleriye bakınca da pek farklı değil ama neyse şimdi konumuz bu değil. Ben istiyorum ki geçtiğim çetrefilli yolları bir bir anlatayım , tüm umutsuzlara umut ışığı olayım ama Allah sizi inandırsın ben de hala sürünüyorum. Bir yerde bir şeyler yanlış gidiyor ama kesinlikle sorumlusu ben değilim. Hatalarından ders çıkaran bir insanım çünkü (çıkaramadı). Yani özetle hayatımda bir şeyler değişmesine değişti ama değişmeyen şeyler de var elbette. Mesela ben. 

Peki şimdi ne yapıyorum? Geçtiğimiz yıl ücretli öğretmenlik yaparken bir özel öğretim kursundan arandım ve haftada bir gün için çalışıp çalışamayacağımı sordular. İstedikleri gün ise benim hafta içi boş günüme denk geliyordu. Benim için çok iyi bir deneyim olacaktır diye düşünerek kabul ettim ve yarım dönem orada çalıştım. Bu dönemde yeni iş başvuruları yapmaya başladım. Bilirsiniz ücretli öğretmenlik tecrübeden sayılmaz. Eskiden başvuru yaptığım okullar özgeçmişime çalıştığım etüt merkezini ekledikten sonra başvuruma dönüş yapmaya başladı ve böylece artık yeni bir işim olmuştu. Evet özel bir kolejde öğretmendim artık. Hayırlı olsundu. Acaba hayırlı olmuş muydu? Bu sorunun cevabını “özel okulda öğretmen olmak” yazımda sizlerle paylaşmak isterim. Anlatacak çok şey var, sağlıcakla kalın.

18 Şubat 2015 Çarşamba

İnstagramdan Alışveriş Yapmak-2

Karlı ve buz gibi bir şubat akşamından merhabalar :)
Yine yazmaya uzun bir süre ara vermişim farkında olmadan. Malum, zaman su gibi akıp gidiyor. Düzenli bir şekilde bloğuma içerik girmeyi alışlanlık haline getiremedim bir türlü. Haklısınız bu sizin sorununuz değil elbette :) Öyleyse sözü fazla uzatmadan asıl konumuza gelelim.
Bir önceki yazımda instagram üzerinden alışveriş yapmaktan bahsetmiştim. Üzerinden bir aydan fazla bir zaman geçmiş. Şimdi sizlere bu süre içinde neler değiştiğinden bahsedeceğim. Bu çok havalı bir cümle oldu. Şimdiden söyleyeyim halen köşeyi dönmüş değilim, lütfen yazının sonuyla ilgili beklentinizi fazla yüksek tutmayınız...

İkinci el eşyalarımı satmak amacıyla bir sayfa açmıştım kendime. Amacım; kullanmadığım ve asla kullanmayacağımdan emin olduğum eşyalarımın yer kaplamasını önlemek ve bu esnada bir miktar da para kazanmaktı. Detaylarını okumak isterseniz konuyla ilgili bir önceki yazıma buradan ulaşabilirsiniz. 

2 ay kadar önce başladığım bu işle ilgili henüz bir olumsuzluk yaşamadığımı belirteyim. Kullanmadığım pek çok eşyamın resimlerini detaylı olarak çekip sayfama ekledim. Eklediğim ürünleri beğenenler direkt mesajla ya da yorum yazarak bana ulaşarak siparişlerini ilettiler. Bende verdikleri adrese siparişlerini ulaştırdım.

İnstagramdan Satış Yapmanın Püf Noktaları

Püf noktalara gelecek olursak; öncelikli olarak takipçi sayınız son derece önemli. Yani ürünlerinizin resmini ne kadar çok kişiye ulaştırırsanız satış olasılığınız da o derece artmış oluyor. Bunun için takipçi satın alanlara bile rastladım. Ancak sen ne yaptın diye soracak olursanız, ben sayfamın takipçi sayısının zamanla kendiliğinden artmasından yanayım. Bu aşamada ufak tefek adımlar da atmak gerekiyor. Size ilk önerim mutlaka sizin gibi ikinci el eşyalarını satan diğer sayfaları takip etmeniz. Emin olun ki sizden en çok alışveriş yapanlar da yine ikinci el sayfalara sahip olan kişiler olacaktır. 

Bunun yanında giyim tarzınıza yakın olan sayfaları özellikle takip etmenizi öneririm. Hatta o sayfalarda paylaşılan resimlerin altına yapılan yorumlara da bir göz atabilirsiniz. O sayfalarda yorum yazan kişileri takip etmeyi de unutmayın :) Örneğin tesettürlü iseniz ikinci el tesettür giyim eşyaları satan sayfaları takip edebilirsiniz. Böylece o kişiler de sizi takip edecek, sattığınız ürünlere göz atmış olacaklar. Çünkü ciddi anlamda ikinci el eşya alış-verişi yapan bir kitle var diyebilirim. 

İkinci bir önerim ise sürekli sayfanızı aktif tutmak olacaktır. Paylaşım sayınız artmışsa en başlarda paylaştığınız ürünleri yeniden paylaşarak bu ürünlere tekrar dikkat çekebilirsiniz.
Unutmayın ki bir sayfaya ilk bakıldığında takipçi ve paylaşım sayısına dikkat ediliyor. Kendimizden yola çıkarsak, bizler de bir sayfadan alışveriş yapacak olduğumuz zaman önce sayfanın ne kadar paylaşımı ve takipçisi var diye bakarız. 

Yine bir sayfadan alışveriş yapacağımız zaman, daha önce o sayfadan birileri alışveriş yapmış mı diye bakarız öyle değil mi? Bu nedenle ürrünlerinizi alan kişiler sizlere memnuniyet mesajı yolladıklarında bunu sayfanızda paylaşmanızı öneririm. Ancak memnuniyet mesajları almanız için öncelikle insanları memnun etmiş olmanız gerekiyor. Bu da işin sabır gerektiren kısmı olsa gerek. Sizden bir sürü detaylı resim isteyip ürünü almaktan vazgeçenler, ayırtıp geri dönmeyenler de olacak. Bu noktada sabırlı olup kimseye olumsuz bir geri dönüş yapmamak en iyisi. Hepinize bol bol sabır diliyorum :)

İşin maddi boyutuna gelirsek; bu aşamada pek çok ayrıntı var. Kapıda ödemeden havaleye kadar farklı yöntemler kullanılabiliyor. Takdir edersiniz ki kapıda ödemeli bir sayfanın satışı da daha fazla olacaktır. Ancak kapıda ödeme sistemini kullanabilmeniz için ürünlerinizin faturalı olması gerekiyor ki ikinci el satışı yapıyorsanız bu pek mümkün değil. Yine de bu yöntemi kullananlar oluyormuş ama nasıl yapabildikleri hakkında inanın bir fikrim yok.
Ben banka hesabıma havale yapılmasını tercih ediyorum. Havale yapıldıktan sonra ürünü göndererek kendimi garantiye alıyorum. Bu nedenle henüz dolandırılmadım :)

Şunu da belirtmek isterim ki bu işten öyle aman aman bir kazancım olmadı. Neticede sizin gibi ürünler satan binlerce sayfa var. Bu da demektir ki rekabet hat safhada. Hal böyle olunca fiyatlarda indirimler yapmadan satış da olmuyor. Şuana kadar minicik bir kazancım oldu ama yine de çok mutlu etti beni. Çünkü benim açımdan bu işin hobi kısmı daha ağır basıyor. Öte yandan hep bir butiğe sahip olmak istediğim için bu da bir nevi sanal butik oluyor. Birileri sizlere ürünleriniz hakkında sorular soruyor onlara açıklama yapıyorsunuz. Herkesin hoşuna gitmeyebilir ama ben ciddi anlamda bu işten zevk alıyorum. Özetle bir hobimi gerçekleştirirken yanında minicik kazanç elde etmiş oluyorum. Bu sizin de az kazanacağınız anlamına gelmez tabi ki. Belki sizin ürünleriniz daha çok dikkat çeker, denemeden bilemeyiz. 

Şimdi farkettim de konuyla ilgili daha pek çok ayrıntı var. Bu yazımı daha fazla uzatarak sizi sıkmak istemem. En iyisi bir sonraki yazımda farklı aytıntılardan bahsedelim. Ayrıca bu sayfayı açmamla birlikte karşıma çıkan bir fırsattan da bahsedeceğim sizlere. 
Bir sonraki yazımda görüşmek üzere, sağlıcakla kalın :)

11 Ocak 2015 Pazar

İnstagramdan Alışveriş Yapmak

İnstagramdan Alışveriş Yapmak

Önceleri sadece müşteri tarafında olan ben, şimdi artık sadece müşteri değilim. Çünkü bir bu eksikti :)

Aslına bakarsanız uzun yıllardan bu yana sanal alışveriş yöntemlerini kullanan biriyim. Önceleri sadece bilindik siteler kullanırken son zamanlarda instagramdan alışveriş yapmak da benim için keyifli olmaya başladı. Oturduğum yerden alışveriş yapmak, bir şeylerin kapıma kadar gelmesi ve ödemeyi dahi kapımda yapabiliyor olmak oldukça keyifli. Ama harcamalarını kontrol edemeyen biri olduğum için bu durum bir o kadar da tehlikeli olmaya başlamıştı.

Son zamanlarda ise tesadüfen insanların instagramdan ikinci el ürünler alıp-sattığına şahit oldum. Her zaman yakınlarımda bir yerlerde olan o şeytan beni yine dürttü. "Hülücüm sen neden bu işi yapmıyorsun?" Evet yahu ben neden yapmıyorum? Yığınla kullanmadığım eşyam boşuna yer kaplarken ben neden bu işle uğraşmıyorum dedim. Ancak bu işler öyle kolay değilmiş bunu öğrendim.
İnstagramdan ikinci el satış yapmakla ilgili yasal olarak henüz bir düzenleme ya da uyarı olmadığı halde ( bildiğim kadarıyla yok, olabilir de) birçok kimse bu durumun ilerde sorun yaratacağından bahsediyor. Vergi açısından bakıldığında mantıklı olabilir ancak ikinci el satış yapan kimselerin vergi ödeyecek kadar gelir sağladığını sanmıyorum.
Çoğu öğrenci olan ve ufak tefek gelirler elde edenlerin bu uygulamadan zarar görmemesini dilerim. ( Allahım lütfen bizi hapse atmasınlar. Amin )

İlk denememe değinecek olursam; kendime bir instagram hesabı açtım ve kullanmadığım eşyalarımı bu sayfaya ekledim. Buradan biri eklediğim ürünlerden birini satın almak istediğini söyledi. Kapıda ödeme yapmak istediğini de belirtti. İlk siparişini almış olmanın heyecanıyla ptt nin yolunu tuttum. Gönderi aşamasına geldiğimde görevli arkadaş benden bir fatura istedi. Çünkü ptt kapıda ödeme sistemini kullandığınız takdirde sattığınız ürünün faturası olması gerekiyormuş. Benzer şekilde maliyeden, vergiden muaf olduğunuzu gösteren bir belgeyle de bu işi yapabilirsiniz dediler. Tabi ki bunu da düşündüm. Eğer alınacak bir belge varsa ben kesinlikle onu da almalı, bu işe de bulaşmalıyım. Daldan dala atlayan biri olmanın en zevkli yanı da bu olsa gerek. Her gün yeni şeyler öğrenmek...

Şimdilik o belgeye sahip olmamakla birlikte instagramdan alışveriş yaparken farklı yöntemle kullanıyorum. Orada tanıştığım çok tatlı insanlar var. Her biri son derece yardım sever ve bir o kadar da cana yakın. Bu sayede bende yavaş yavaş incelikleri öğreniyorum. Anlatılanlara göre instagramdan alışveriş yapanlar arasında sorun yaşayanlar hatta dolandırılanlar dahi olmuş. Ben şimdilik böyle bir sorun yaşamadım ve umarım yaşamam. Hiç kimse de yaşamasın isterim. Çünkü herkes bir şeyler için iyi ya da kötü emek veriyor, çaba harcıyor.

Özetle instagramdan alışveriş olayının tam da ortasındayım artık. Blogumla aynı ismi taşıyan hulunundunyası ' na hepinizi beklerim :)
Her şey indirimli, kapıda ödemem yok, kargo size ait :)


Essence Kaş Farı

Merhaba sevgili blogerlar
Bugun yine tembelliğimin zirve yaptığı anlardayım. Sanki dersi bütünlemeye kalmış olan o insan ben değilim. Son senesine gelmiş olup, hala alttan dersleri olan ve bu dersleri veremezse dönemi uzayacak olan da ben değilmişim gibi davranıyorum. Çünkü sorumsuz olmak bunu gerektirir. Halbuki içimden ne planlar yapıyorum, ne sosyal projeler üstleniyorum bir bilseniz...
Neyse ki blog yazmak için yerimden kıpırdamam gerekmiyor çok şükür.

Öyleyse asıl konumuza gelelim. Bugün de yine kendi eksiklerimi yüzüme vurarak sizlere ışık tutmayı planlıyorum. Bir insanın hep mi eksikleri olur? Hiç mi bir yerleri istediği gibi olmaz? Olmayınca olmuyormuş demek ki. Her bir yeri dört dörtlük olan cicişlere de burdan selam olsun öyleyse...
Evet! Bugünkü eksik noktama gelecek olursak; kaşlarım... Olmayan kaşlarımdan çok çekiyorum ben. Bir türlü şekle girmeyen, açık renkli ve zaman zaman dökülerek tek sıra ilerleyen sevimsiz kaşlarım. Yine de kendilerinden bu kadar olumsuz şekilde bahsetmek istemiyorum. Uzun yıllardan bu yana kaşlarım için çözüm ararken aldığım bir duyuma göre kaşlar da küsebiliyormuş. Şaka gibi ama gerçek! Benim gibi alıngan, tripli bir insanın kaşları da muhtemelen bana benziyordur. Görünüşe göre benimkiler sadece bana değil hayata bile küsmüşler :)

Ama benim hala umudum var. Denediğim kaş bakım yöntemleri mutlaka bir gün sonuç verecek. Daha sonraki yazılarımda kaş bakımı yöntemlerimden de bahsedeceğim elbette. Şimdilik geçici olarak bulduğum çözüm ise essence kaş farı oldu.
Neredeyse 1 yıla yakın bir süredir kullandığım kaş farı oldukça doğal görünüyor ve kolay uygulanıyor. Yine de gönül istiyor ki kendiliğinden güzel kaşlarım olsun. Zaten yüzümdeki her bir sorunla ayrı uğraşıyorum, bari kaşlarım ilgi istemesin. Ama istiyor, kaşlarım da ilgi istiyor.

Essence kaş farı ile ilgili söyleyeceğim en önemli şey ise açık-koyu iki renkten oluşarak kontrast yaratmaya imkan sağlaması. Üstelik kitin içerisinde bir de kaşınızı muntazam şekilde boyamanız için şablonlar da bulunuyor. Aslına bakarsanız ben o şablonları hiç kullanmadım. Çünkü kaş farı ile sadece kaşlarımdaki boşlukları dolduruyorum. Pudra gibi olan ve kendi içerisindeki fırçasıyla uygulanan bu ürün şimdilik favori listemde yer alıyor. Bu zamana kadar kurşun kalemle bile kaş boyadım, çünkü çaresizlik böyle bir şey :) En etkili kaş boyama yöntemim olarak essence kaş farı kullanmayı seçtim. Boyama deyince yanlış anlaşılmasın. Pudra olduğundan dolayı kalıcı bir ürün değil. Makyaj temizleyici bir ürünle temizleyebilirsiniz. Zamanla kendiliğinden uçabilen bir ürün olsa da ben dışarıda kaldığım sürece hiç tazeleme ihtiyacı duymadım. Akşam eve gelip aynaya baktığımda hala kaşıma gözüme maşallah diyebiliyorum :)

Sosyal bir mesaja bağlayacak olursak; bu eksiklerin her biri o kadar önemsiz ve basit ki. Allah herhangi bir uzvunu kaybetmiş tüm canlıların yardımcısı olsun...

6 Ocak 2015 Salı

Loreal Paris Makyaj Temizleme Suyu

Makyaj yapmak kadar temizlemek de önemlidir. Ancak temizleme işlemi, makyaj yapmak kadar zevkli olmayabiliyor. En azından benim için öyleydi. Hatta kimi zaman gözlerimdeki rimel ve eye liner kalıntılarını temizlemeye çalışmak işkenceye dönüşebiliyordu. Ta ki loreal paris makyaj temizleme suyu ile tanışana kadar.

Üç etkili loreal makyaj temizleyici ile gözlerinizi ve yüzünüzü kolayca temizleyebiliyorsunuz. Bu ürün hassas ciltlere uygun olarak üretilmiş. Benim gibi her şeye alerjisi olan, hassas bir cilt tipine sahipseniz loreal makyaj temizleyici ile tanışma zamanınız gelmiş demektir. 

Pek çok bayanın vazgeçemediği bir tutku haline gelen makyaj, kozmetik markalarına olan ilgiyi de arttırıyor. Küçücük bir kız çocuğuyken annelerimizin ya da ablalarımızın rujlarıyla idare ederken zamanla kendimize ait makyaj çantalarımız olmaya başlıyor. Aynalarımızın önü makyaj malzemeleriyle doluyor. Herkesin hayran olduğu, tüm ürünlerini gözü kapalı denediği markalar vardır. Benim için de Loreal Paris bu markalardan biri. Son zamanlarda The Balm ürünlerine de yoğun ilgi gösterdiğim doğrudur ama bu bendeki Loreal aşkına engel değil :)

Genellikle yeni çıkan ürünlerini denemeye çalıştığım Lorealin göz makyaj temizleyicisi de oldukça etkili. Sadece gözlere yönelik olarak formüle edilen bu ürün göz makyajını kolayca temizliyor. İlk olarak sadece göz makyaj temizleyicisini denemiştim ama uzun zamandır yüz ve gözler için olan ürününü tercih ediyorum. Çok yoğun makyaj yapan biri olmadığım için bu su beni uzun süre idare ediyor. Çünkü bir seferde tüm yüzümü temizleyip işimi bitirmek benim için büyük bir avantaj. 

Makyaj temizleyici ürünlerde üstün kalite olarak nitelendirilen çift bazlı olma durumu ise benim pek hoşuma gitmiyor. Yağlı formülasyon pek bana göre değil. Yine de diadermin çift bazlı göz makyaj temizleyicisi denemeyi düşündüğüm bir ürün. Yarısını kullandığım temizleyicim bittiğinde bir de onu deneyeceğim. Ve tabi ki fikrimi sizinle de paylaşacağım. 

İşte benim makyaj temizleyici ürünüm!



Son Zamanların Gözdesi - The Balm Bahama Mama Bronzer

Yaşasın yeni yıl indirimleri!

Gratisin instagram hesabını takip ederken the balm markasında indirim olduğunu gördüm ve ertesi gün kendimi orada buldum. Eften püften değil de ciddi ciddi indirimler uygulayan markalara bayılırım. 

Uzun süredir indirime girmesini beklediğim bahama mama bronzer artık ellerimde. Son bir kaç yıldır The Balm markasının pek çok ürününü beğenerek kullanmaktayım. Gerek uygun fiyatları gerekse ilginç dış görünümleriyle hayranlığımı kazanan ürünlerin her biri oldukça işe yarıyor. Uygun fiyatlar derken indirimli hallerinden bahsediyorum. İndirimsiz halleri birazcık daha pahalı diyebilirim. En azından benim açımdan öyle. 

Öncelikle bir arkadaşımda gördüğüm bu ürünü allık şeklinde uygulamıştım ve yine allık olarak uygulamaya devam ediyorum. Anlamsız yüz ifademi bile anlamlı hale getiren Bahama Mama, The Balm' ın benim için bir lütfu :) Makyaj yapmayı seven ama dozunu ayarlayamayan, kimi zaman da neyi nasıl uygulayacağını bilemeyen tipik bir insan olmam yüzünden sık olarak makyaj uygulama şekillerim değişir. Bazı zamanlar her sabah kalkıp düzenli olarak fondötenden başlayıp son dokunuşa kadar tüm adımları uygularım. Bazen de hiç bir şey sürmeden insanlığa ibret olmak için doğal halimle sokağa çıkarım. 
Son zamanlarda ise en az kozmetik ürünü kullanarak sade ama hoş bir makyaj stili aramaya başladım. Bu aşamada Bahama Mama çok işime yarıyor. Allık şeklinde uyguladığım bu pudra olmayan elmacık kemiklerimi ciddi anlamda varmış gibi gösteriyor. Üstelik uzun süre kalıcı ve tazeleme ihtiyacı duymuyorum. 
Bir de tasarımı çok şık ve kullanışlı. Aynı dış görüntüye sahip bir kutu içerisinde sunuluyor. İçerisinde ise katlanır bir aynaya sahip. Böylece pratik bir şekilde saklayabilir, dilediğiniz an çantanızdan çıkarıp kolayca uygulayabilirsiniz. 

Sizde benim elmacık kemiği açısından fakirseniz bir de bu ürünü denemenizi öneririm. Ürünün kapağındaki masum bayan da benimle aynı fikirde :) 

2015 Yılının İlk Yazısı İle Merhaba

Öncelikle herkesin yeni yılını kutlarım. 2015 yılı her birinize sağlık, mutluluk, huzur ve bol para getirsin :)

Uzun zamandır bloğuma vakit ayıramadım. Bunun için tabi ki çok üzgünüm. Oysaki bu bloğu açarken çok heyecanlı ve bir o kadar da azimliydim ama hayatta her şey istediğimiz gibi ilerlemiyor sevgili arkadaşlar...

Neyse ki şimdi buradayım ve önümüzdeki günlerde bloğuma uzun uzun vakit ayırabilecek, yeni sahip olduğum ürünlerle ilgili yorumlarımı dile getirebileceğim. Bu arada yazmayı özlediğimi farkettim :) Buraya yazmadığım süre içerisinde farklı işlerle uğraştım, yazılar da yazdım ama hiçbiri burası kadar mutlu etmiyor beni. İnsanın kendi sayfasında kendisini dilediği gibi ifade edebilmesi ne hoş...

Karlı ve bir o kadar da soğuk bir ocak akşamından hepinizi sevgiyle kucaklıyorum. Ulusa seslenişime burada son veriyorum :)))



2 Ekim 2014 Perşembe

Kloş Etekler, Eteklerimiz...

Yarın sabahın 06.30 unda uyanacak olmama rağmen şuan ayakta olmamın tek sebebi tabi ki kloş etekler olabilirdi. Bu kadar mı sevebilir bir insan bu modeli? Evet bence de biraz abartı oldu kabul ediyorum ama görseniz siz de çok seversiniz :)
Mağlum havalar da ısınmaya başladı, yaz geliyor artık. Ben çoktan kışlıklarla vedalaştım bile. Şimdi tek istediğim şey şu asil görünümlü, insanı olduğundan daha uzun gösteren kloş eteklerden bir kaç tanesinin dolabımda yer alması. "Birkaç" az olabilir, birçok kloş etek dolabımı süslesin istiyorum, çok şey mi istiyorum?
Modası bir türlü geçmeyen ve tesettürlü olan ya da olmayan birçok bayan tarafından tercih edilen kloş etekler bu sene en çok tercih edilen modeller arasında olacağa benziyor. Üstelik kombinlemek de çok kolay gibi görünüyor. Günlük hayatta kullanılacağı gibi, şık bir bluz ve ayakkabıyla kombinlendiği takdirde özel davetlerde bile kullanılabilir. Sizinle en beğendiğim bir kaç modeli paylaşmak isterim :)





Kaynaklar: 

4 Mayıs 2014 Pazar

Minik Yuvam English Home

Sen ne güzel bir yersin English home...
Şipşirin ev tekstil ürünleri ve dekorasyon malzemeleriyle her uğradığımda beni benden alan yer. Kalitesi ve beğenilen ürünleriyle her dışarıya çıktığımda beni çeken bir dokusu var English Home'un. Her fırsatta gidip, yeni modellere bakmak istediğim yer, tabi ki giyim mağazalarından sonra :)
Yatak örtülerinden nevresim takımlarına, mutfak malzemelerinden dekorasyon ürünlerine kadar birçok kategoride hizmet sunan English Home renkleriyle de ilgi odağım haline geldi. Ancak beni benden alan o mini el havluları var ki; gördüğümde her birini alıp evime getirmek istiyorum!!!
Bir de o havluları tamamlayıcı ürünlerle bir araya getirip mini mini sepetler oluşturmuşlar ve böylece daha ilgi çekici hale getirmişler.
English Home'un İzmit de bulunan şubesine sık sık uğruyorum ve satıştaki ürünleri bir tarafa bırakalım, mağazanın biçimi de ayrı bir hayranlık sebebi. İçeriden uzun beyaz merdivenleri ve merdivenlerin kenarındaki rengarenk çiçekler... Her bir ayrıntısıyla 'işte ev dediğin böyle olmalı!' dedirten bir dokusu var.
Dekorasyon ürünlerine gelecek olursak hepsi ayrı bir minnoş, hepsi ayrı ayrı sevimli :)
Şimdi, en son gittiğimde çektiğim fotoğrafları paylaşıyorum sizinle...





19 Mart 2014 Çarşamba

Benim Minik Kurtarıcım; The Balm Time Balm Concealer

Göz altlarımla ilgili ciddi sorunlar yaşıyorum ben. Bir ciltte olabilecek her türlü problem benim göz altlarıma yerleşmiş. Bir taraftan kuruluk diğer taraftan morluk ve şiş bir görünüm... Haliyle kapatmak konusunda zorlanıyorum. Daha önce The Balm markasını çok duymuş olmama rağmen hiç bir ürününü denememiştim. 8 Mart da kadınlar günü nedeniyle bir çok kozmetik ürün indirime girince arkadaşımla soluğu kozmetik ürünleri satan bir yerde aldık. Bu zamana kadar birçok kapatıcı denedim ama hiç birinden bu kadar memnun kalmamıştım. Mükemmel bir kapatma sağlamakla birlikte göz altındaki şişliklerin görünümünü de azaltıyor. Ayrıca aydınlık bir görünüm sağlıyor ve gözleri ön plana çıkarıyor. 
İlk günler biraz abartıp savaş boyası gibi sürsem de artık yeterli miktarda uygulamayı öğrenmiş bulunuyorum :) Minicik dokunuşlarla iş tamam. 
Benim gibi bu konuda ciddi sorunlar yaşayan ve bunu dert edenlere tavsiye ederim. 
The balm ile el ele, aydınlık günlere :)










17 Mart 2014 Pazartesi

Yaşasın Vintage Çılgınlığı

Son günlerde en çok duyduğumuz terimlerden bir tanesi de hiç şüphesiz vintage oluyor. Gerek sanal ortamdaki dekorasyon sayfalarında gerekse mobilya ve dekorasyon mağazalarında en çok ilgiyi gören akım haline geldi . Ben de çılgınlar gibi hayranlık duyuyorum bu akıma :) 
Biraz kelime anlamına değinecek olursak kısaca eski moda diyebiliriz aslında. Yani tasarlandığı dönemin izlerini taşıyan nostaljik ve bir o kadar da ilgi çeken tasarımlar.
Ben bir türlü geçmişten kopamayan, eski olan her şeye hayranlık duyan nostaljı delisi bir insan olarak çok çabuk özümsedim bu vintage denen güzelliği. O güzelim aynalar, oymalı eskitme mobilyalar, vintage ruhunu yansıtan duvar kağıtları... Hepsi bir araya geldiğinde tadından yenmiyor haliyle :)
Düşünsenize evinizin çatı katında küçük bir odanız var. Bir köşede eskitme tarzda bir kitaplık ve sevdiğiniz kitaplar. Beyaz bir çalışma masası ve masayla uyumlu bir sandalye. Neden beyaz? Bende bilmiyorum ama vintage denince aklıma hep beyaz mobilyalar ve toz bembe koltuklar geliyor. Ya da beyaz koltuk ve toz bembeli turkuazlı köşe yastıkları... Koltuk ve mobilyalarla uyumlu bir perde ve doğaya açılan bir pencere. Hadi dışarıda da hafiften yağmur yağsın, biraz da toprak kokusu... Bir fincan kahve, yağmur sesi ve nostaljik şarkılar...
Ve son olarak kahvenin yanına minik çikolatalı kurabiyeleri, renkli lokumları ve şekerlemeleri de eklemeden geçemeyeceğim :) 
Hayal kurmanıza yardım edebilmek için güzel güzel resimler paylaşıyorum sizler için. Kurabiye ve şekerleme resmi değil tabiki de :) Vintage, vintage, vintage...








































































































Kaynaklar

16 Mart 2014 Pazar

Kokoş Kızın Makyaj Masası :)

Birçoğumuz için makyaj denince akan sular durur öyle değil mi? Hatta duyduğuma göre makyaj yapmadan bakkala bile gitmeyenler varmış ki kesinlikle o kişi ben değilim, sadece duydum :) Ancak makyaj sayesinde kendimize olan güvenimizin geldiği de inkar edilemez bir gerçek. Mesela makyaj yapmadığı zamanlar hasta gibi görünen, 'sürekli aaa hasta mısın canım?' gibi sorulara maruz kalan bayanlar bile var ve yine o kişinin ben olmadığımı belirtmek isterim :)
Madem ki makyaj bizim hayatımızda bu kadar önemli bir yere sahip, öyleyse makyaj uygulaması yaptığımız özel bir alana sahip olmalıyız diye düşünüyorum. Benim süsüne püsüne düşkün yeğenim de bu düşünceden yola çıkarak kendisine çok şık bir makyaj masası almış, led ışıklarla da süslemiş cıvıl cıvıl bir makyaj alanı oluşturmuş kendisine. İçerisine de küçük kutular yerleştirerek bölmeler elde etmiş ve çekmeceyi daha kullanışlı bir hale getirmiş. Her zaman şöyle düşünürüm; giyim kuşam ve dekorasyon için çok paraya gerek yok, biraz kreatif çözümler üreterek kullanışlı alanlar elde edilerek hem yerden hem maddiyattan tasarruf sağlanır, hemde göze hitap edilebilir.
İşte bizim kokoş kızın masası :)